You may have to Search all our reviewed books and magazines, click the sign up button below to create a free account.
The Architect Tales of Purgatory – Book One Life is not a fairy tale. And Demir K. knows it too well. Drowning in a world of tech startups, soulless meetings, and the weight of his own mind, he drifts through a city that never sleeps—where hope flickers like a dying neon light. But beneath the monotony of everyday life, something else is calling to him. A voice from the depths of history, from ancient ruins and whispered prophecies. The Oracle. Delphi. The Lighthouse. Shadows of an unseen world, pulling him toward answers he isn’t sure he wants to find. As he wrestles with his past and an uncertain future, Demir is forced to confront the one question that has haunted him all along: Is there a way out, or is he destined to keep falling? A gripping, darkly poetic exploration of burnout, loneliness, and the quiet battles we fight within ourselves—blurring the line between reality and something far more ancient.
Kara-komik bir film gibi her sabah aynı günü yaşıyorum. Yürüyerek metro istasyonuna gidiyorum. Asansörler idrar kokuyor. İstasyona inmek için yürüyen merdivenleri kullanıyorum. Onlar da çoğu zaman doğru düzgün çalışmıyorlar. Çalışmayan her şeye inat, 07:50 metrosu tam vaktinde geliyor. Eskimiş, gri metro vagonu. Kapılar açılıyor. Dördüncü bölgedeki fabrikaların gece vardiyasından çıkan yorgun işçileri, kendileri kadar yorgun aileleriyle ucuz işçi apartmanlarında oturan, ruhlarını fabrikada bir makinaya kaptırmış kirli yüzleriyle metrodan inerlerken, benim gibi durakta bekleyen beş on beyaz yakalı ile birinci ya da ikinci bölgeye doğru git...
Bu eski bir hikaye. Bir bar hikayesi. Demir'in kendi ayaklarının üzerinde durma çabasının, yokluk, hiçlik, borçlar, tefeciler, uyuşturucu satıcısı bir arkadaş, bir peri kızı ve hatalar, yanlışlar içinde var olmaya çalışmasının hikayesi. Hiçbir güzel hikaye gibi değil. Her güzel hikaye gibi bir esas oğlan ve esas kızın hikayesi. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bilinmediği, belki bir anti-kahraman hikayesi bu. En çaresiz, soğuk, bitmek bilmez gecelerden geçen, bir şekilde hayatı yoluna koymak için dualar eden yalnız insanların hikayesi.
Siz hiç, her şeyi geride bırakıp bambaşka bir hayata başlamayı hayal ettiniz mi? Kendinizi terk ettiniz mi? Ama öyle fantastik bir roman kahramanı gibi değil. Hayır. Bir sabah uyanıp isli bir soba gibi ruhunuzu kirleten o koyu gri işinizden istifa etmekten, çevrenizi ve tanıdığınız herkesi, her şeyi geride bırakmaktan, bir otobüs bileti alıp bambaşka bir şehre doğru yola çıkmaktan bahsediyorum. Geri dönüşü olmadan, öylece çekip gitmek. Bazen olur. Hayat sizi öyle derin bir karanlıkla sarıp sarmalar ki, elinizde kalan tek şey bir zamanı ve bir şehri öylece geride bırakıp yeni bir hayata başlamaktır. Ve her şey kadar, bunun da ağır bir bedeli vardır. Bu hikâye bir otobüs biletiyle başlıyor. Bu bir, "-miş"'li geçmiş zamanın hikayesi.
Siz hiç, her şeyi geride bırakıp bambaşka bir hayata başlamayı hayal ettiniz mi? Kendinizi terk ettiniz mi? Ama öyle fantastik bir roman kahramanı gibi değil. Hayır. Bir sabah uyanıp isli bir soba gibi ruhunuzu kirleten o koyu gri işinizden istifa etmekten, çevrenizi ve tanıdığınız herkesi, her şeyi geride bırakmaktan, bir otobüs bileti alıp bambaşka bir şehre doğru yola çıkmaktan bahsediyorum. Geri dönüşü olmadan, öylece çekip gitmek. Bazen olur. Hayat sizi öyle derin bir karanlıkla sarıp sarmalar ki, elinizde kalan tek şey bir zamanı ve bir şehri öylece geride bırakıp yeni bir hayata başlamaktır. Ve her şey kadar, bunun da ağır bir bedeli vardır. Bu hikâye bir otobüs biletiyle başlıyor. Bu bir, "-miş"'li geçmiş zamanın hikayesi.
Kara-komik bir film gibi her sabah aynı günü yaşıyorum. Yürüyerek metro istasyonuna gidiyorum. Asansörler idrar kokuyor. İstasyona inmek için yürüyen merdivenleri kullanıyorum. Onlar da çoğu zaman doğru düzgün çalışmıyorlar. Çalışmayan her şeye inat, 07:50 metrosu tam vaktinde geliyor. Eskimiş, gri metro vagonu. Kapılar açılıyor. Dördüncü bölgedeki fabrikaların gece vardiyasından çıkan yorgun işçileri, kendileri kadar yorgun aileleriyle ucuz işçi apartmanlarında oturan, ruhlarını fabrikada bir makinaya kaptırmış kirli yüzleriyle metrodan inerlerken, benim gibi durakta bekleyen beş on beyaz yakalı ile birinci ya da ikinci bölgeye doğru git...
Bu eski bir hikaye. Bir bar hikayesi. Demir'in kendi ayaklarının üzerinde durma çabasının, yokluk, hiçlik, borçlar, tefeciler, uyuşturucu satıcısı bir arkadaş, bir peri kızı ve hatalar, yanlışlar içinde var olmaya çalışmasının hikayesi. Hiçbir güzel hikaye gibi değil. Her güzel hikaye gibi bir esas oğlan ve esas kızın hikayesi. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunun bilinmediği, belki bir anti-kahraman hikayesi bu. En çaresiz, soğuk, bitmek bilmez gecelerden geçen, bir şekilde hayatı yoluna koymak için dualar eden yalnız insanların hikayesi.